İster sanatla uğraşın ister sanat seven bir kişi olun, ortak olarak sanat kavramlarını sıkıcı buluyoruz. Uzun uzun yazılan makaleler, edebi değeri yüksek soyut kavramlar, akımların öncüleri derken lanet olsun diyip sanatla tüm bağı kopartmak mümkün. İşte bu yüzden, bu yazının amacı sanat akımlarını derin derin inceleyip, ağdalı laflar etmek değil. Zaten internette bunları bulabileceğiniz yüzlerce kaynak ve reelde göz atabileceğiniz yüzlerce kitap mevcut. Buradaki amaç, kısa kısa akımları tanımlayıp, en bilinen temsilcilerini size sunup, bir resim müzesini gezerken baktığınız tabloda hangi akımın izlerini gördüğünüzün bilincini edinmeniz. Buradaki sanat akımlarının resimle sınırlandırılmasının sebebi benim en haşır neşir olduğum dalın bu olmasıdır. Yoksa bu akımların sadece resimle değil, heykelcilikle, mimariyle, edebiyatla, sinemayla ve etkileşimde bulunduğu birçok alt dalla değerlendirilmesi gerektiğini ve aslında altında yatan felsefik bir düşünceyi temsil ettiğini bilmelisiniz.
Hadi, yavaştan başlayalım.
Gotik:
Bu akım, 12. yüzyılda Kuzey Fransa’da ortaya çıkmıştır. Daha çok Meryem Ana, Havariler ve Mesih gibi dini konuları işler. Resimlere ek olarak, pano boyama, vitray, fresk gibi diğer dalları da kapsamaktadır. Öncüleri; Jan van Eyck, Albrecht Dürer ve Robert Champin sayılabilir.
Klasizm:
Rönesans sanat kurallarına bağlı kalarak realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir. Öncüleri; Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Raffaello’dur.
Barok:
17. yüzyılın başında Güney İtalya’da ortaya çıkmıştır. Rönesansın sade yüzey düzenlemesi ve dengesi bu dönemde bozulmaya başlar. Avrupa sanatında aslında duygusal bir taşkınlığı temsil eder. Rembrandt Harmensz Fanrijn ve Peter Paul Rubens öncüleri olarak görülebilir.
Romantizm:
18. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır. Duyguyu temel alır, güzellik yerine ifadeyitercih eder. Öncüleri; Eugene Delacroix, Caspar David Friedrich, Francisco Goya, Ivan Aivazovsky, William Turner sayılabilir.
Realizm:
19. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan realizm, doğayı ve yaşamı olduğu gibi yansıtmayıamaçlar. Doğadaki oranları, renk ve ışık değerlerini birebir aynı şekilde kullanır. Öncüleri; Gustave Courbet, Jean François Millet, Pieter Bruegel ve Honore Daumier’dir.
Empresyonizm:
19. yüzyıl sonlarına doğru ortaya çıkan bu akım, gerçekçi resmin son halkası olarak görülebilir. Doğayı, güneşin yedi rengi ile boyama ve renkleri tuvale karalama fırça notları gibi aktarma en önemli özellikleridir. En önemli temsilcileri; Claude Oscar Monet, Vincent van Gogh ve Pierre-Auguste Renoir’dir.
Ekspresyonizm:
20. yüzyıl başlarında İskandinav ve Alman sanatçıların başlatmış olduğu bu akımda, doğa ikinci planda kalıp, ruhsal durum daha ön plandadır. Çağın psikolojik, politik ve dinsel sorunlarına karşı insanların dramını ortaya koymak ister. Öncüleri; Edvard Munch, James Ensor ve Oskar Kokoschka olarak görülebilir.
Fovizm:
1905’te Fransa’da doğan bu akım, ismini Fransızca’daki Fauve (vahşi hayvan) kelimesinden alır. Bu akımın spesifik özellikleri, renklerin resimde birbirine neredeyse hiç karışmamış olması ve perspektifin olmayıp objelerin deforme edilmesidir. En önemli temsilcileri; Henri Matisse, Andre Derain, Maurice de Vlaminck’tir.























Hiç yorum yok:
Yorum Gönder