Görüp görebileceğiniz en güzel şey, mantığınızı ve duygularınızı aynı anda sinerjik olarak harekete geçirebilendir. Belki genel kabul gören en güzel şey olmayabilir. Ama bu "siz"e en güzel gelendir. Bu büyülü durumu kişi kendi tespit etmek durumundadır ve buna giden yol "birey"selliktir.
"…that you are here—that life exists and identity, that the powerful play goes on, and you may contribute a verse."
3/17/2017
Bireysellik üzerine
3/13/2017
Karaköy'de bir sabah
Taksim, saç ekimini tamamlar tamamlamaz kendini sokağa atan salça kafalı Araplarla doluydu. Burası en son ne zaman bitmişti? Daha ne kadar süre bitebilirdi? En son ne zaman tiksinmeden şuradan geçmiştim? Üniversite 1 kadar uzak geliyordu bana. Sanki herşey artık çok uzaktı, eskiden olanlar sanki benim uydurduğum yaşanmamış olaylardı, değişim amımıza koymuştu. Şişhane durağında inerek, eziyeti az yaşamak niyetindeydim ama yine de beni pisliğiyle doldurmuştu. Galata'ya giden araya saptım. Kule, "naber abi, bildiğin gibi işte Japon, Arnavut gezdiriyoruz" diyordu, dimdik ve sıkılarak. Karaköy'e doğru seyirdim. Hipsterlar henüz uyanmadığı için, fakir turistler ve dükkanlarını yeni açmış dayılardan başka bir profile rastlanmıyordu.
10/15/2015
New World Blues
Bireylerin farklı olmasının, toplumun stabilitesi ve düzenin sağlığı açısından bazı sakıncaları bulunmaktadır. Başlıca, insanların farklılaşması farklı düşünce yapılarının ortaya çıkmasını sağlayacak ve düzene karşı durabilecek bir düşünce veya bunu savunan bir insan topluluğu şeklinde muhalefet oluşabilecektir. Bu muhalefet, küçük bir grubu teslim etse dahi, henüz “uyanmamış” büyük toplulukları uyandırabilecek kadar tehlikeli görülmektedir. Bu gruplar ve savundukları “tehlikeli” düşünceler, düzenin güçlü savunma sistemleri ve manipülasyon yöntemleriyle başkalaştırılmakta, zayıflatılmakta ve kontrol altında tutulmaktadır.
Kendini tanıyan, yeteneklerini geliştiren ve farkındalığını tamamlayan bireyler böyle toplumlarda azınlıktadır ve aynılaştırma baskısıyla yaşamaktadır. Bu bireyler, düzenin bir parçası, çarkın bir dişlisi olmayı reddetmekte ve kişisel bazda küçük başkaldırılarına devam etmektedirler. Psikolojik bakımdan isyanlarının sebebi, özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu hissetmeleri, kişisel saygılarının üst düzeyde olmasından dolayı kendi hayatlarının kontrolüne müdahaleyi kabullenmemeleri olarak görülebilir. Bunun sonucu olarak, aşırı tüketimden kaçınmakta, manipülasyon yöntemleriyle bile bile zehirlenmeyi reddetmekte, emeklerinin ve ideallerinin maddiyatla takasına karşı çıkmaktadır.
9/23/2015
Bahaneler ve Bananeler
Hayat kısaydı, kışlar çok karlı, yazlar çok kuraktı. Her yer aşırı kalabalıktı, çok insan vardı ama az insan vardı.)
9/06/2015
Bir metafor olarak "Bolero"
“Intelligent is sexy."
5/09/2015
3x3
Ekrem, Eskişehir'deki dört senelik iktisat eğitiminden sonra çevrenin gazıyla rotayı İstanbul'a çevirmiş, Beylikdüzü'nde yaşayan bir toplum karakteriydi. Zayıf yapısı, sağlıksız beslenmesini ve ucuz sigara alışkanlığını ele veriyordu. Zar zor iş bulabilmişti, kıt kanaat geçiniyordu ama sorsalar çok derin amaçları vardı. Daha önce hiç içinde olmamış olsa da, plaza insanlarının yaşamına gıpta ile bakıyor ve kabul görmek adına yöresel genetiğinin tersi davranışlar sergiliyordu. Taksitler kısıtlanmadan önce 24 aylık taksite girip son çıkan iphonedan almıştı. Telefoncular sarayından aldığı ucuz kılıfı "Belkin" diye yutturuyor, tanıdık yokken simit sarayı çalışanlarına wifi şifresi soruyordu. Beymen ile Massimo Dutti'nin çarpıştığı topraklarda, çakma Lacoste pololarla caka satıyor, topluca gidilen yemeklerde patronun gözünden düşmemek adına tek şarap söyleyip, önceden yedim geldim ayağına yatıyordu. Plazanın yangın merdiveninde sigara içerken düşünüyordu, hiç sorgulamadan düşünüyordu: "hipsterlık nası bişey acaba?"XXXPınar, Bursa'da Gıda Mühendisliği okuyup son sınıfta kendisine yürüyen elemanla nişanlanıp sonradan ailesel uyuşmazlıklarla sonlanan bir ilişkiye sahip bir toplum karakteriydi. İstanbul'da hoşuna gitmeyen bir işe girmişti, memleketten iki hemşeri kızla bir evde kalıyor, kirli mutfak ve saçlı banyo paylaşıyordu. Uzun minibüs seanslarında instagramdan kombin bakıyor, bloggerlara gıpta ediyor ve retrica foto kasıyordu. 2000lerin başında yüzünde flaş patlatıp "corpse paint" elde eden gotik ablalarının bayrağını, "anatomik oluşum kaybetme" şeklinde kendi amaçları doğrultusunda taşıyordu. Eve mat alıp, yogayla meditatif bir ruh haline ulaşmakla, outlet avm'de kendinden geçmek arasında gidip geliyordu ama eve gitse iyi olacaktı. Bakkaldan hazır noodle ve coca cola zero aldı, otuzlu yaşlarına ulaşamamış olmasına rağmen aşırı sağlığını belli edercesine yaşlı bir surata sahipti ama ona göre deneyimdi, kazanımdı, paylaşımdı. Uğraşırsa çok like'tı.XXXFatih, on dokuz yaşındaydı ve gençliğinden başka pek birşeye sahip olmayan bir toplum karakteriydi. Karaköy funiküler girişinde saat ve pil satıyordu. Okutabilecek durumda olmayan babası, onu küçük yaşta buralara sürüklemişti. İstanbul adil değildi ama martılar, deniz kokusu ve simit iyi hissettiriyordu. Önünden geçen yüzlerce insanı saatlerce inceler, tahminlerde bulunur ve kendince çıkarımlar yapardı. Tüm bu asık ve yorgun yüzlerden sonra kendini şanslı bile hissetmeye başlamıştı. Demek ki, "sahip olmak"tan ziyade "olmak" daha mutlu edici diyordu. Yetişeceği bir iş görüşmesi, yalakalanması gereken bir üstü yoktu. Rave partyde kendini ortama kabul ettirmesi gerekmiyordu. Çevresindeki dünyadan o kadar soyutlanmış durumdaydı ki, bir yerden sonra dünya da kaybolmuştu. Ne kadar yoksa, o kadar çoktu.
1/17/2015
"O"
Tüm bu yetiştirmem gereken işlere rağmen, ne bok yemeye gidiyorum? diyerek gitmiştim ilk buluşmaya. Yeni biriydi, karşıdan geliyordu ve İzmir ılık esiyordu. Tiril tiril vintage elbisesi, sade spor ayakkabısıyla İstanbul görmüş bir İzmir kızıydı. Saçları siyah ve küt kesilmişti, bilekliği el yapımıydı.
1/07/2015
Günaydın astral denizkabukluları, şimdi evrenin en enerjik uzun dalga radyo şovu sizinle! (2015 edişın)
Başka bir yaşamda…
“All that we see or seem is but a dream within a dream.” Edgar Allan Poe 2007 yılının ağustos ayıydı sanırım. Sıcak bir günde İzmir’e doğru ...
-
“All that we see or seem is but a dream within a dream.” Edgar Allan Poe 2007 yılının ağustos ayıydı sanırım. Sıcak bir günde İzmir’e doğru ...
-
Tüm bu yetiştirmem gereken işlere rağmen, ne bok yemeye gidiyorum? diyerek gitmiştim ilk buluşmaya. Yeni biriydi, karşıdan geliyordu ve ...
-
“Just cos you feel it doesn’t mean it’s there” Sanki artık kimse Radiohead dinlemiyor gibiydi. Sanki artık gizlice yaşatılan izole bir güz...



