"…that you are here—that life exists and identity, that the powerful play goes on, and you may contribute a verse."
4/18/2017
Sonsuz Yürüyüş
“Just cos you feel it doesn’t mean it’s there”
Sanki artık kimse Radiohead dinlemiyor gibiydi. Sanki artık gizlice yaşatılan izole bir güzellikti ve bunun dışavurumu kabul edilemeyen bir durumdu. Ucuz hayatlara, ucuz müzik iyi gidiyordu. Boşa yaşanmışlıkların tanrının olası cennet mükafatı ile tesellisi ve “bu sırada biz oyalanıyoruz” bakışları. İşte eşine bok gibi davranan hıyar bakkal, hah bu da paraya tapan sözde iyilik meleği berber. Bu mart sabahında aklımdaki bu düşüncelerle sokağın kenarında dikiliyordum. Hava açık ve serindi. Karşıdan gelen alka seltzer mideli kızlar kahvaltı edebilecekleri bir yer arıyorlardı. Artık sabahları açlık hissetmiyordum, aç karna sigara sonrası poğaça çaya bağlanıyordu veya işten güçten tamamen unutuyordum.
“…We are accidents waiting Waiting to happen”
Karşıya geçip ağır ağır yürümeye başladım. Tüm o yoğun haftalar boyunca çalışmaktan dışarıda bir hayat olduğunu unutmuştum. Ama ne hayat. Kuşlar, soğuk güneşte yapraksız ağaç dallarının dekorlarıydı. Kedilerin cehennemi, insanların miyavlamaya başlamasıyla oluşmuştu. Sigara, sanki insanların kafası aniden patlayıp diğerlerinin üstünü pisletmesin diye icat edilmişti. Cep telefonu da, insanlar birbirinin yüzünü unutup hayal güçlerine aşık olsun diye piyasaya sunulmuştu. En pis şey olarak görülen “bok”, bu dünyada insandan çıkan en yalın şeydi. Ne olduğu belliydi, gizli bir amacı yoktu. İki adım ötede, sessizce rolüne saygı duyardı.
“…There’s always a siren singing you to shipwreck Stay away from these rocks we’d be a walking disaster.”
Algılarımız hayatımızı şekillendiriyordu, kar birine göre soğuk birine göre suydu, zorluk birine göre üzüntü birine göre fırsattı, aşk birine göre heves birine göre amaçtı. Bu görecelikte genel bir doğru barınabilir miydi? Bankta otururken baktığım bu ulu ağaç bunun cevabını verebilir miydi? Devirler boyunca kimbilir kaç kişi bu soruyu ona sormuştu ve kimbilir kaç kişi bu cevabın kendinde olduğuna emindi? Önümden tek derdi “nasıl hayatta kalırım?” olan bir sokak köpeği geçti. İleride durdu, bir an bana doğru baktı.
“In pitch dark I go walking in your landscape Broken branches trip me as I speak Just cos you feel it doesn’t mean it’s there…”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder