Günümüzde sevgiye derin bir özlem duyarken, hayatı anlamlı kılacağını düşündüğümüz diğer şeyleri daha fazla önemseriz: başarı, saygınlık, para, güç gibi. Sevginin tanımlanamazlığı çoğu zaman onun yanlış yorumlanmasına, sonsuzluğu ise onun başka tanımlarla karışmasına sebep olur. Birçok kişi, sevmeyi doğuştan gelen bir bağlanabilme yada duygusal bir bağ oluşturabilme yetisi olarak düşünse de, bazı düşünürlere göre sevmek sonradan öğrenebilen bir sanat dalıdır.
İnsan doğanın bir parçasıdır, ama bir kez bağlarını kopardıktan sonra, artık ona geri dönemez. İnsanoğlu ancak, aklını geliştirip geri getirilmesi olanaksız olan o kaybedilmiş insanlık öncesi huzurun yerine, yeni, insanca bir huzur oluşturabilirse ilerleyebilir. Bu oluşumun temeli de, insanın içinde oluşturacağı sevgidir. Sevgi bir etkinliktir, pasif bir duygu değildir. Sevgi insanın kendi içinde geliştirdiği bir şeydir, birşeye doğru sürüklenmesi değildir. Sevgi, sevgi yaratan bir güçtür, güçsüzlük sevgi yaratamamaktır. Sevmek almaktan ziyade, ilk önce vermektir. Sürekli bir şeyi kaybetmekten korkan istifçi, psikolojik açıdan yoksul biridir. Başkasına kendisinden bir şeyler verebilen kişi, kendisini birisi olarak hisseder. Verme eylemiyle, karşıdakinde kaçınılmaz olarak bir şeyler yaşama geçirilir ve yaşama dönüştürülen ona geri yansır. Olgun sevgi bizi geliştirir, olgunlaşmamış sevgi köreltir:
Olgunlaşmamış Sevgi : Sevildiğim için seviyorum. Seni, sana ihtiyacım olduğu için seviyorum.
Olgun Sevgi : Sevdiğim için seviliyorum. Seni sevdiğim için sana ihtiyacım var.
Sevgi, kompakt bir yapı olarak birçok öğeyi içinde barındırıyor olsa da, şu öğeler sevginin temelini oluşturmaktadır:
- Bilgi: Başka bir şeye veya kişiye sevgi duyabilmek için, ilk koşul onun hakkında bilgi sahibi olmaktır. Birini tanımadan ona saygı duyabilmek, ona karşı sorumluluk hissetmek mümkün değildir.
- Özen: Sevgi, aslında sevdiğimiz şeyin veya kişinin yaşaması ve gelişmesi için duyduğumuz etkin özendir.
- Saygı: Bir insanı olduğu gibi görebilme ve onun kendine özgü bireyselliğini algılayabilme yetisidir. Saygının ön şartı, özgürlüktür. Başka bir insana saygı duyabilmek için, kendi bağımsızlığımıza ulaşmamız gerekir.
- Sorumluluk: Birisi için sorumluluk duymak demek, ona yanıt verme yetisine sahip olmak ve bu duruma hazır olmaktır. Daha soyut bir biçimde sorumluluk duymak, diğer kişinin ruhsal gereksinimlerine yanıt verebilmek anlamına gelir.
Peki günümüzde kastedilen anlamıyla sevgi, bizim yukarıda tanımladığımız ideal sevgi tanımlamasına ne kadar uymaktadır? Kapitalist toplum, bireysel olmayan eşitlikidealini önermektedir çünkü sorun çıkarmadan çalışan, seri üretim yaparken tamamen birbirine benzeyen insan atomlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu insanların aslında aynı görevi yerine getirip, gönüllerine göre davrandıklarını sanmaları istenir. Böylesine otomatik bir düzenin ağına düşen insan, eşi benzeri olmayan bir birey olduğunu, umutları, korkuları, hayal kırıklıkları, sevgisi, özlemi ve yalnızlığıyla kendisine tek bir yaşama şansı verildiğini unutmaktadır. Kişi, kendisine, diğer insanlara ve doğaya yabancılaşmıştır. Parasal başarının en üstün değer görüldüğü, pazarlamanın ve imajın herşey olduğu bir kültürde, insanlar arası ilişkiler de ticari ve iş piyasasında geçerli alışveriş yöntemleriyle gerçekleştirmeye çalışılır. İyi bir alışveriş yapılmak istenir, alınacak nesnenin toplumsal değeri yüksek olmalı, aynı zamanda beni görünen ve görünmeyen tüm özellik ve olanaklarım için istiyor olmalıdır. Böylece kapitalist aşk, iki insan kendi alım güçlerine göre piyasadaki en uygun nesneyi bulduklarına inandıkları an başlar. Aslında tüm insanlığın ve dolayısıyla sevginin kavramının bittiği yer burasıdır.
Kapitalist insanın;
tek hedefi: yükselmek
tek ilkesi: dürüst bir alışveriş yapmak
tek tatmini: tüketmektir.
Şu görseller bütünü, iyi yapılmak istenmiş ama amacına ulaşamamış bir alışveriş örneğidir:
Bu görsel ise, günümüzde ideal sevgi kriterlerinin geçerli olduğu ilişkiler yaşanabileceğine örnek teşkil etmektedir:

Peki, insanlar neden bu alışverişe yatkın? Çünkü kolay ve hızlı bir şekilde yalnızlık duygusunu bastırabildiklerine inanıyorlar. Yalnız olmak, ben karşı koyamadan dünyanın üzerime saldırması demektir. Bu nedenle yoğun bir korku ve azar azar utanma ve suçluluk duygusu uyandırır. Bu alışveriş evliliği anlayışında tek önemli şey,dayanılmaz yalnızlık duygusundan kurtulacak bir sığınak bulmaktır.Sevgiyle birleşme olmadan insanların yalnızlığının farkına varması, sanırım bu alışverişe insanları sürükleyen en büyük itici güç.
Aşk incelik ister canım hoyrat olma
Beni böyle sev değiştirme boşver anlama
Bir güç savaşı değil bu kendi haline bırak
Galibi yoktur ki hiç, aşk bu, unutma.Tarkan – Beni Anlama (1997)
Sevgi, belli bir insana bağlılık değildir, bir tutumdur. Eğer kişi sadece tek bir kişiyi seviyor ve yakınındaki diğer insanlara kayıtsız kalıyorsa, bu sevgi değil, ortam yaşama bağlılık yada aşırı bencilliktir. Birine “seni seviyorum” diyebildiğimizde “sendeki diğer herkesi de seviyorum, senin sayende bütün dünyayı seviyorum, sende kendimi de seviyorum” diyebilmemiz gerekir. Birisini sevmek, sadece güçlü bir duygu bütünlüğünü değil, bir kararı, bir söz vermeyi de içerir. Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, her birinin kendisini varlığının özünde yaşamasıyla mümkün olur. Bu şekilde yaşanan sevgi bir meydan okumadır; dinlenme değil, bir bütün olarak hareket etme, büyüme ve iyiye doğru gelişme anlamına gelir. Sevginin tek bir kanıtı vardır: ilişkinin akıcılığı ve seven kişilerin içindeki canlılık ve güçtür.
Aşağıdaki yazı, 7-8 sene önce şans eseri tanıştığım, her okuduğumda beni derinden etkileyen ve farklı görüşler sunabilen bir sevgi yazısıdır. Sevginin tanımlanamazlığını bitirmeye en çok yaklaşan yazı olduğunu hisseder ve saygıyla eğilirim:
…
Gerçi sarp ve zorludur sevginin yolları. Ama içinize ateş düştü mü, izlemekten geri durmayın. Sizi kanatlarının arasına alıp saklamak isterse, karşı koyun. Çünkü bilin ki, bir an gelir, o kanatların arasından bir kılıçtır çekilir ve vurur, inletir sizi.
Gerçi sözleri düşlerinizi darmadağın edebilir, tıpkı kuzey rüzgârının bahçeleri darmadağın ettiği gibi. Ama sizinle konuştuğu zamanlarda, yine de ona inanmazlık etmeyin. Çünkü başınıza tacı oturtacak olan da, sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir.
Serpilip gelişmenizi isteyen de o, budanıp kalmanızı isteyen de O’dur.
Bir yandan yükseltinize erişip, güneşe uzanan en ince dallarınıza bile sarılıyorken.
Bir anda gerisin geriye dönüp köklerinize dek inerek, sizin yer yüzünde ayakta durabilmenizi sağlayan bağlarınızı da sarsabilir.
Tıpkı püsküllerin mısırı sarışları gibi, sevgi de sizi kendisine sarar.
Soyunmanız ve önünde çıplak kalmanız için zorlar. Soyunuk kalıncaya dek üsteler de üsteler.
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir, acı verir canınıza.
Boyun eğdirinceye dek, ezer, yoğurur sizi.
Sonra da, Tanrı’nın kutsal sofrasına ulaştırılacak bir somun olabilmeniz için kutsal alevlerin arasına alır, kavurur sizi.
Sevgi bütün bunları başarır, yeter ki siz kalbinizin sırlarını öğrenin ve bu yolla Hayat’ın yüreğinden bir parça olun.
Ama diyelim ki korkulara kapılmışsınız da sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz.
O zaman bir an önce çıplaklığınızı örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklaşıp mevsimleri olmayan bir dünyaya sığının, daha iyidir derim.
Çünkü ancak orada güler ve ağlayabilirsiniz, ama ne gülüşünüz tam olur, ne de ağlarken tüm gözyaşlarınız dökülür.
Karşısındakine kendinden başka bir şey vermez Sevgi ve kendinden başka hiçbir şeyi de geri almaz. Ne kendi dışındaki şeylere sahiptir ne de kendisine sahip olunabilir.
Çünkü Sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.
Sevgi gelip sizi bulmuşsa, “Tanrı’yı yüreğimde taşıyorum” demektense, “Tanrı’nın yüreğine eriştim” deyin.
Ve hiçbir zaman sevgiye yön verebileceğinizi düşünmeyin, çünkü sevgi, eğer sizi o değerde bulmuşsa, kendi yönünü kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kılmaktan öte hiçbir arzusu yoktur.
Ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız şunları kendinize seçin derim:
Tutkunuz, sevginin içinde erimek olsun. Tıpkı geceye şarkılar söyleyen bir akarsu gibi akıp gidin. Tutkunuz, aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun.
Tutkunuz, kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun.
Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız.
Tutkunuz, kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun;
Tutkunuz, gün öğleye eriştiğinde oturup sevginin yüksek heyecanını düşünmek olsun;
Tutkunuz, gün akşama erdiğinde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun:
Ve yüreğinizdeki sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın:
Dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun.Halil Cibran
Bütün bunlardan sonra karşımıza önemli bir soru çıkıyor. “Bütün toplumsal ve ekonomik düzenimiz, herkesin kendi çıkarını gözetmesi üzerine kurulmuşsa, ahlak yönünden bencillik sadece hafifletilmiş dürüstlük ilkesiyle dengelenmeye çalışılıyorsa, insan bu toplumsal düzende nasıl sağlıklı bir sevgi anlayışını uygulayabilir?”
Kapitalist toplum düzeninin temelini oluşturan ilkeler ile sevgi ilkesi birbirleriyle bağdaşmaz. Ama toplum, karmaşık ve değişik dinamikleri olan bir olgudur. Kapitalizm, henüz herkesi topluma uymaya zorlamayan, insana kişisel özgürlük tanıyan, kendi içinde sürekli değişen bir yapı barındırır. Tüm bunlar, insana pek tabii ki önceliklerini seçme hakkı tanımaktadır.
Gerçekten yaşadığınız sürece dünyada yankılanan ve sizin duymanız gereken her ses kulağınızdan geçecektir. Size yardımı dokunacak veya sizi rahatlacak her bir atasözü, her bir kitap doğrudan yada dolaylı olarak mutlaka yerini bulacaktır. O yumuşacık, muazzam gönlünüzle arzu ettiğiniz herkes sizi sımsıkı saracaktır. Gözlerinizi kapattığınızda, kiminle nerede olmak istiyorsanız. İzin verin, sevgi herşeyi başaracaktır.
“Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur, hayalini kurduğu her şeye kavuşur; böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar.”
Jim Carrey




