9/23/2015

Bahaneler ve Bananeler

 Hayat kısaydı, kışlar çok karlı, yazlar çok kuraktı. Her yer aşırı kalabalıktı, çok insan vardı ama az insan vardı.)


Hayat çok güzeldi. Caz dinlerken uyuyakalmak, sabah annenin kahvaltısına uyanmak. Kuşların basit yaşamı ne kadar büyüleyiciydi.

(Okumak zordu, okumamak daha zordu. Gençtin ama paran yoktu, sonra paran vardı zamanın yoktu. Trafikte sabırlı olmalıydın.)

Hayat çok güzeldi. Zaman kavramının olmadığı o değerli anlarda beyninden geçenler ve kalbinden akanlar nasıl da seni titreterek canlı hissettiyordu!

(İyi bir insan olunmalıydı, tüm zorluklara göğüs gerilmeliydi. Toplumun senden bekledikleri vardı, senin sen olmanı bekleyemezlerdi, senin sen kalmana tahammül edemezlerdi.)

Hayat çok güzeldi. Mevsimin ilk eriğini nasıl özlediğini hatırlasana. Eskiden eylülleri okulun açılmasını nasıl da heyecanla beklerdin. Beraber uyuduğun bayramlıkların seni gece canavarlarından korurdu. Ya o babanın aldığı ilk cd çalar ve elindeki az sayıda cdyi sabaha kadar dinleyişin? Nasıl da güzeldi eskiden müzik dinlemek.

(Ekonomi zorluydu, geleceğini garanti altına almalıydın. Herkesten iyi olmalıydın, başkasının yapamadığını sen yapmalıydın. Elinden geliyorsa, dünya üzerindeki her işte en iyi sen olmalıydın.)

Hayat çok güzeldi. Lisedeydin ve o kız sana cevapsız atıyordu. Aslında kalbin onun için atıyordu ama lise aşkları ne de geçiciydi. Aşk acısı ne güzeldi, sırtına sopayı indiren de, kalkman için yardım elini uzatan da oydu. Deneyim herşeydi. Büyümek bir tabuydu ama olgunlaşmak çok keyifliydi.

(Güvenebileceğin insan çok azdı, samimi insan daha da azdı. Kimse üretmiyordu, kimse kendine birşey katmak istemiyordu, kimse zorlanmak ve düşünmek istemiyordu. Herkes tüketimi en doyurucu yaşam biçimi olarak belirlemişti ve ihtiyacından daha fazlasını tükettiğinin farkında değildi veya umursamıyordu.)

Hayat çok güzeldi. Ona baktın, bir daha baktın ve bir daha. Aslında ona bakmayınca kendini kötü hissetmiyordun ama ona baktığında hiç bu kadar canlı hissetmemiştin. Beraber yaşlanmak istediğin, sabah yürüyüşü yapmak istediğin, akşam yıldızlara bakmak istediğin kişi oydu. Herşey enerjiydi, herşey güvendi, herşey sevgiydi.

(Yediğin hiçbir şey doğal değildi, kanser artmıştı. Kapitalizm seni, senin zamanını, senin enerjini nasıl sömürürüm derdindeydi. Reklamlar yalandı, gazeteler yalandı. Oysaki herşey insanların daha rahat yaşaması içindi, herşey insanlık içindi, herşey insanlık içindi.)

Hayat çok güzeldi. Artık bir babaydın. Kızına güzel elbiseler alıyordun, saçını tarıyordun. En önemlisi artık büyük oyunu biliyordun ve onu da bir oyunbozan olarak yetiştirmen için yeterli algıya sahiptin. Onu insan sevgisiyle ve gerçek uğraşlarla terbiye edecektin, aşırı maddiyat ve sanal kumpaslarla değil.

(bla blabbla blablablala bla bla blablabla blabla blablabla...)

Hayat çok güzeldi. Artık derin buruşuktu ve hızlı yürüyemiyordun. Ama dünyayı gezmek ne kadar da güzeldi! Tüm o insanları tanımak ve yaşantılarını gözlemlemek. Sevdiğin insanlarla paylaşmak, değerliye vakit ayırıp, gidebildiğin yere kadar gidebilmek. Kelebeklerin soyu da henüz tükenmemişti, kanatları ne kadar güzel renklerdeydi!


Oh me! Oh life! of the questions of these recurring,
Of the endless trains of the faithless, of cities fill’d with the foolish,
Of myself forever reproaching myself, (for who more foolish than I, and who more faithless?)
Of eyes that vainly crave the light, of the objects mean, of the struggle ever renew’d,
Of the poor results of all, of the plodding and sordid crowds I see around me,
Of the empty and useless years of the rest, with the rest me intertwined,
The question, O me! so sad, recurring—What good amid these, O me, O life?

                                       Answer.
That you are here—that life exists and identity,
That the powerful play goes on, and you may contribute a verse.

-Walt Whitman

9/06/2015

Bir metafor olarak "Bolero"

 “Intelligent is sexy."

 
Kendimi bildiğimden beri müzik dinleyicisi olmamla birlikte, farklı düşüncesel dönemlerimde farklı müzik türlerine ağırlık vermişimdir. Mantığımı bileyen, duygularımı coşturan, gaza getiren, omuzlarıma yük olan o farklı deneyimlerden geçip bu günlere geldiğimde, bazı türlerin ve şarkıların daha belirgin bir şekilde geçmişte asılı kaldıklarını ve daha fazla benimsediklerimizin bizi, kendisiyle beraber ileri taşıdığını hissediyorum. Klasik müzik ve caz bir şekilde vazgeçemediğim, özleyip geri döndüğüm, muhtemelen ölene kadar dinleyeceğim türler olarak ön planda görünüyor.
 
Benim görüşüme göre; klasik müziği hayata uyarlarsak şöyle bir metafor elde edebiliriz: “Müzik senin hayatınsa, klasik müzik annene sarıldığında hissettiğin sınırsız güven, sevdiğin kızla aranı düzelttiğinde hissettiğin sınırsız huzur, istediğin işi yaptığında hissettiğin zaman kavramını yok eden sınırsız ahenktir."
 
Maurice Ravel’in Bolero bana yukarıdakilerin toplamını hissettiren yegane klasik müzik eserlerinden biridir ve hatırlayamadığım kadar genç olduğum bir zamandan beri yanımdadır. Zor zamanlarımda yardım eder, karışık duygularını bir asker gibi hizaya dizer ve hepsinle teker teker ilgilenmeni sağlar. Mutlu zamanlarımda bunu katlar, neye baksan çok canlı ve çarpıcıdır - kime baksan gözleri parlar.
 
Teknik konulara çok hakim değilimdir ki, bu konular içerisinde boğulup özütü kaçırmak istemem. Yine de söylenmelidir ki, “Bolero” diğer klasik müzik eserlerinden biraz farklıdır. Hep aynı melodi 15 dakikaya yakın bir süre boyunca tekrarlanır. Bu tekdüzelik, birçok eleştirmen tarafından eleştirilmiş ve teknik açıdan “başarısız” denebilecek bir eser olduğu iddia edilmiştir. Oysa, hayat da bir tekrardan ibarettir. 
 
“Bolero”daki gibi hayat da sessiz sakin başlar. Zamanla bilinciniz gelişir, bildiğiniz tanıdığınız insanlar çoğalır, kendinizi bir duygu ve bilgi seli içerisinde hızlı ilerler bir şekilde bulursunuz. Eserde de, buna paralel olarak şarkıya katılan enstrümanlar çoğalır, şiddeti artar ve bir sel gibi, bir çığ gibi kulağınızdan beyninize doğru akar. Bu akımın en büyülü kısmı, sizi aynı melodinin ruh durumunuza göre motive edebilmesi, mutlu edebilmesi veya hüzünlendirebilmesidir. İşte bu, teknik ve kurgunun engellerini aşan gerçek müzikalitedir. 
 
Çığ büyür, büyür ve sonunda içinizi titretecek kadar etkileyici bir şekilde sonlanır. Bu ölümünüzdür ve “Bolero”daki gibi etkileyici, akıcı ve ani olmalıdır.
 
Hayatını bir şiir gibi yaşayanlara saygıda kusur etmeyerek, hayatı “Bolero” gibi yaşamayı tercih ediyorum.
 
Sevgilerle.
 
 

Başka bir yaşamda…

“All that we see or seem is but a dream within a dream.” Edgar Allan Poe 2007 yılının ağustos ayıydı sanırım. Sıcak bir günde İzmir’e doğru ...